Yörüngeye uydu yerleştirmenin de ‘haysiyeti’ kalmadı…! (SpaceX Launches 143 Satellites into orbit in one launch…!)

SpaceX firması, Falcon 9 roketiyle Dünya yörüngesine, bir defada 143 uydu yerleştirdi…!

Amy Thompson’un space.com’da 24 Ocak 2021’de yayımlanan haberinde, bu fırlatışta, SpaceX’in daha önce fırlattığı bir roketi tekrar kullandığı, bu roketin de, deniz platformuna başarıyla indirildiği duyuruldu…

Florid’daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri Üssünden gerçekleştirilen bu fırlatışta, Transporter-1 adı verilen taşıyıcı sistemle, bir rekor olarak, 143 adet mini-uydu Dünya yörüngesine taşındı…

SpaceX firması, kısa sürede gerçekleştirdiği bu başarılarla, uzay çalışmalarında ‘haysiyeti’ sarsacak gibi görünüyor…!

Yararlanılan Kaynak:

https://www.space.com/spacex-launches-143-satellites-transporter-1-rocket-landing

Ceres *dış Güneş Sistemine yolculukta mola yeri olabilir mi…? (Could Ceres be a Habitat for the Gateway to the Outer Solar System…?)

Hayır…hayır… Cennet değil…! Yıldızlara yolculukta kullanılacak bir uzay aracının içi…! (Kaynak: universetoday.com)

Uzay (Güneş Sistemi, Samanyolu, Evren,…) hakkındaki bildiklerimizi bilim insanlarına borçluyuz…; bu uğurda birçoğu meslek hayatını sarfetmiş olan astronomlara, astrofizikçilere, teorik fizikçilere, kozmologlara, gezegen bilimcilerine, jeologlara,…; ayrıca, Jules Verne gibi kurgu-bilimcilere… (*Dış Güneş Sistemi: Mars ve ötesi…)

Şüphesiz hayaller daima gerçeklerin önünde yürür, yol alır… Bunun sebebi basit…; hayal kurmak gerçekleştirmekten çok daha kolay…; ya maliyeti yok, ya da çok az…

Dünya dışı yolculuk, yazar Jules Verne zamanında, sadece hayal kurulabilen bir sahaydı…; bir uzay meraklısı bu konuda sadece bir hikaye yazabilirdi…!

Jules Verne’nin 1865’te yayımlanan, ‘Dünyada Ay’a’ adlı kitabının kapağı.

Şüphesiz, gözlem yaparak, uzayın bazı gerçeklerini keşfetmek ta Galile zamanında dahi mümkün olabildi…

Dünya atmosferinin dışına çıkabilmek 1950’li yılların sonunda mümkün olabildi… ; önce, Dünya yörüngesinde insansız, takiben de insanlı araçlar dolaştırılabildi…

Robot-araç göndererek, uzayın nispeten derinliklerinde gerçekleştirilecek araştırmaların daha kolay ve daha ekonomik olarak gerçekleştirilebileceği anlaşılınca, Dünya dışına, değişik bilimsel araştırmalar için değişik yönlere araçlar gönderildi… (Şüphesiz, bazı teşebbüsler başarısız oldu…; Mars’ın uydularına araç indirme projeleri gibi…)

İlk ‘Ay’a insanlı yolculuk aracı’ tasarımı (!) (Merdiven, Apollo Ay İniş Aracında da kullanıldı…)

Aya insan indirilerek, Dünyaya başarıyla geri getirilebilmesi insanlık için çok büyük bir başarı olmakla birlikte, bu hayalin gerçekleştirilmesi bile yüzyıla yakın bir zaman aldı…!

İnsansız araçlarla (sonda; probe) Ay’dan çok daha uzaklara gidilebildi…; Voyager araçları Dünyadan 153+ AU (Astronomi Birimi=150 milyon km) uzaklara ulaşabildi ve halen Dünyaya veri gönderebilmekte… Marsa ise, adeta, ‘yol yapıldı’…!

*

İnsanoğlunun uzaya yönelik hayalleri ‘önde gitmeye devam etmekte’… Artık, yıldızlara yolculuk hayalleri kurulmakta…! Şüphesiz, yıldızlar hedeflenirken, yıldızların yörüngeleri kastedilmekte; ya yörüngelerde dolanan ‘yaşam barındırabilir’ (habitable) gezegenler ya da yıldızların/gezegenlerin yörüngelerinde dolanacak ‘içinde yaşanabilir’ insan-yapısı araçlar…

Şüphesiz, bu denemelere önce insansız mini-araçlarla başlanacak… Voyager araçları gibi çok daha kabiliyetli araçların gönderilmesi, herhalde, biraz zaman alacak… (Göründüğü kadarıyla, Voyager araçları bile, enerjisini nükleer yakıttan (dönüştürücüden) sağlayan güç üniteleriyle, ancak, 160-170 AU uzaklara gidebilecek gibi görünüyor… Enerjisi tükendiği için, Dünyayla iletişim sağlayamayacak bir aracın daha ötelere gidebilecek olması, bilim dünyası açısından fazla önemli olamaz…

*

Bilim insanları bu gibi yolculuklarda ‘ara duraklara’ (gateaway) ihtiyaç duymakta… Bu düşüncenin ilk uygulaması olan, bir ‘Yörünge Aracı’ kullanılması fikri, ABD’nin Apollo Ay uçuşlarında ve Çin’in 2020’de gerçekleştirdiği Chang’e-5 Ay yolculuğunda denendi… NASA’nın 2024’e planlı olan Ay yolculuğunda tekrar kullanılacak (denenecek)…

Halen, hayali kurulmakta olan, ‘Marsa insanlı yolculuklarda’ da Dünya yörüngesindeki, ya da, Ay yörüngesindeki bir ‘Ara istasyon’un kullanılması düşünülmekte…; lojistik destek için…

*

Bugünkü ‘hayal’, Ana Asteroid Kuşağı (Main Asterod Belt) ötesine bir yolculuk… Bilindiği gibi, Ana Asteroid Kuşağı Mars ile Jüpiter arasında yer almakta…

Bu yeni ‘hayal’, Matt Williams’ın universetoday.com’da 20 Ocak 2021’de yayımlanan bir yazısında tanıtıldı… Bu yolculukta kullanılabilecek ‘Ara Durak’lardan biri cüce gezegen (dwarf planet) Ceres…!

Ceres…uzaktan…yüzeyinde ‘sıvı su bulunan bir yer’ gibi görünmüştü….! (Kaynak: NASA/JPL)

Önce, Hubble Uzay Teleskobu ile alınan görüntüden, daha sonra, NASA’nın Dawn adlı aracının ilk yaklaşması esnasında alınan görüntülerden, Ceres’in yüzeyinde ‘mavimsi’ bölgelerin mevcut olduğu görülmüştü…; sanki bir su birikinitisi (deniz, göl,…) gibi… (Gerçi, bilim insanları buna hiçbir zaman ihtimal vermedi…!) Araç bu gök cismine yeterince yaklaşınca anlaşıldı ki, Ceres’in yüzeyi, Ay’ın yüzeyine belirli ölçüde benzemekteydi… Kraterlerle dolu koyu-gri, kuru bir zemin…! Gerçi, daha sonraki araştırmalarda ‘sudan eser’ bulunabildi, ancak, katı-buz formundaydı… Ceres, ne derece bir ‘ara durak’ olabilirdi…?

*

Güneşin ve (başka sebeplerden daha önce gerçekleşmezse) ona bağlı olarak Dünyanın (olası) sonu tahmin edilebilmekte ve hesaplanabilmekte… Yaklaşık 4.5-5 milyar yıl sonra, ‘fazla-sıcak’ olerak gerçekleşecek bir son… (Daha önce, konu ile ilgili olarak, bu sitede yayımlanmış yazılara bakılabilir…) Dolayısıyla, eğer salgın hastalıklarla yok olmaz, o günleri görürse, Dünya-insanının bu (şimdilik tek olan) evini terketmesi gerekecek; neslini sürdürebilmesi için…! Dolayısıyla, Dünya dışına, Akdenizdeki Mülteciler gibi, yolculuklar kaçınılmaz olacak… Bu yolculukların konforu ve başarısı geliştirilecek teknolojilere bağlı olacak… Bu sebeple, bu yolculuklar için şimdiden hayal kurmak kabul edilebilir bir insan-davranışı… Önemli olan, bu ‘hayallerin’ ne kadar gerçekçi (gerçekleşebilir) olduğu… Bu hayallerin gerçekleştirilebilirliğini bugünden ölçebilmek, değerlendirebilmek mümkün mü…; bu da ayrı bir soru…!

İnsanların kütle-halinde yolculuğu için gerekecek kapasitedeki uzay araçlarını Dünya yüzeyinden doğrudan fırlatmak pek mümkün görülmüyor… Daha mümkün olacak bir çözüm, Uluslararası Uzay İstasyonu gibi (ISS), bu araçların Dünya yörüngesinde (Low Earth Orbit-LEO), Ay yüzeyinde veya Ay yörüngesinde inşaası…

Dünya dışında yaşam, uzay radyasyonuna ve düşük seviyeli gravitasyona maruz kalma, meteoritler tarafından çarpılma başta olmak üzere birçok ‘hayatta-kalma’ riskini de beraberinde getirmekte… Kısaca, ortam, hiç de Dünyadaki gibi olmayacak… Çok çok zor şartlar…

Uzayın bu riskleri, birçok yaratıcı çözümün de önerilmesini tetikledi…Bunların bir kısmı, en azından, derin uzaya gönderilen robot-araçların görevlerini başarıyla yapmalarını sağladı… (Uzay radyasyonu, kozmik ışınlar robotları da olumsuz etkiler…!)

Dr. Pekka Janhunen, bu yaratıcı konseptleri önerenlerden biri… Cüce gezegen Ceres’in yörüngesine bir insan-barındırabilen uydu (megasatellite settlement) yerleştirilmesini önermiş… Bu ‘yerleşim aracında’ sağlanacak suni-gravitasyon ile yaratılacak, araç iç hacmiyle sınırlı, Ceres’teki kaynaklarla desteklenmiş, ‘kapalı bir eko-sistemle’ insanın barınması mümkün olabilir…

Finlandiyalı bir teorik fizikçi olan Dr. Janhunen, 2006’larda, Elektrikli Güneş Yelkenlisi (Electrical Solar Wind Sail; E-Sail) konseptini de öneren kişi… Dr. Janhunen, yayıma sunduğu bir makalesinde, böyle bir insan-yapısı araçla, Ceres’in yörüngesinde çok sayıda (!) insanın barınabileceğini ileri sürmüş…

Önerilen araçlardan biri : Stanford torus. (Kaynak: Donald E. Davis; universetoday.com)

Ekseni etrafında dönen uzay (yörünge) yerleşkeleri (rotating habitats) yeni bir konu değil… Konstantin Tsiolkovsky, 1903’te yayımlanan kitabı ‘Beyond Planet Earth’te, suni-gravitasyon sağlayan bir ‘uzay yerleşkesi’ (pinwheel station) önermişti… Bu öneri, sanırım, ‘2001 Space Odeyssey’ adı filmdeki uzay aracında da uygulanmıştı…

Bu fikir, Herman Potonik’in, ‘The Problem of Space Travel-1929′, Von Braun Wheel-1952’ adlı ktaplarında; Gerard K. O’Neill’in ‘in  ‘The High Frontier: Human Colonies in Space-1976′ adlı kitaplarında da (dönen silindirler olarak) açıklanmıştı… Gerçi, önerilen bu çözümler Dünyanın alçak yörüngesinde ya da Dünya-Güneş Lagranj Bölgelerinde (Lagranj Noktası …değil…!) uygulanmak üzere önerilmişti… (Eksenel dönme, gravitasyon ihtiyacının dışında, uzay aracının Güneş ışınları sebebiyle aşırı ısınmasını önlemek için de bir ihtiyaçtır ve Apollo araçlarında da kullanılan bir yöntemdi… (Bu konunun önemi, ABD’nin Skylab istayonunda-deneysel olarak-yaşanarak, anlaşılmıştı…!)

Dr. Janhunen, Ceres’i bir istasyon olarak önerirken, Ceres’in doğal kaynaklarında istifadeyi de düşünmüş… Özellikle Dawn aracıyla gerçekleştirilen (Bu araç, halen, Ceres’in yörüngesinde dolanmakta…) araştırmalarda, Ceres’te ‘inert gaz’ (buffer gas) olarak nitrojen de üretilebilecek tuzun envai-çeşidinin, su buzunun, atmosfer için gerekecek nitrojenin,… varlığı da belirlenmişti… (Kimse, Janhunen’in istasyonunda yetiştirilecek salatalıkları yemek istediğinde: ‘ne…, tuz getirmeyi unuttunuz mu…diye paniklemeyecek…!) Ceres’n nispeten düşük gravitasyon kuvveti, yüzeyinden uzay aracına malzeme taşımayı da kolaylaştıracaktır; en azından, Ay’a indirilen araçlar bunu gösterdi…

O’Neill silindirleri (temsili) (Kaynak: Rick Guidice/NASA Ames Research Center; universetoday.com)

Dr. Janhunen, bu şekilde geliştirilecek/inşa edilecek bir araçta, kilometrekare başına 500 kişinin barındırılabileceğini ileri sürdü… Manhattan’da (New York) kilometrekareye 27,500 kişinin düştüğü dikkate alındığında, bu istasyon oldukça konforlu bir yer olacak gibi görünmekte…!

Böyle bir istasyonda, 1.5 metre kalınlığında serilecek toprağın, (organik) tarım için yeterli olacağı da hesaplanmış… Gübre zaten istasyonda ve Ceres’te mevcut olacak… Bu toprakta, haliyle, oksijen üretecek ve havadaki karbondioksiti emecek ağaçlar da mevcut olacak… (O gün geldiğinde, Ziraat Fakültesi mezunları bugünkü kadar ‘iş-bulma sıkıntısı’ yaşamayacak…: ‘Ben mi…, Janhunen Yerleşkesine atandım’…!)

Bu yerleşkede, aynalarla toplanacak güneş ışığı elektrk üretiminde, aydınlatmada, bitki ziraatında, … kullanılacak…

Dr. Janhunen, birçok teknik güçlüklere rağmen, Ceres yörüngesine yerleşmenin Ay’ın veya Mars’ın kolonileştirilmesinden çok daha kolay olacağını da söylemiş…; yüzeyinde toz fırtınalarının ve uzun gecelerin mevcut olmaması sebebiyle; ayrıca robotlara-dayalı bir endüstrinin kurulması düşünüldüğünde…! (Yine de, Mars’ın yüzey görünümüyle kıyaslandığında, Ceres bize, o kadar da sempatik görünmedi…!)

Ceres’in, Dawn aracıyla alınan, doğal renkli görünümü (beyaz bölgeler, tuzca zengin bölgeler.). (Kaynak: NASA/ JPL/Planetary Society/Justin Cowart universetoday.com)

Dr. Janhunen, Ceres’te malzeme (mineral) nakli için ‘Uzay Asansörü’ kullanılabileceğini de söylemiş…; Dünya’nın gravitasyon kuvveti sebebiyle, inşaası pek mümkün görülmeyen, yere-bağlı bir uzay aracı…! (Bir akademisyenimiz bu konuda, Japonya’da bir projede çalıştığını duyurmuştu… Sonra, bu konu sessizliğe büründü…! Merak eden araştırabilir…)

Dr. Janhunen, Jüpiter ve Satürnün uydularına insanlı-kolonileştirme yolculuklarında, ‘Ceres İstasyonu’ Gama’nın (Alfa, Ay üssü için, Beta da Mars için rezerve edildi…!) uygun bir lojistik (soluklanma ve destek merkezi; stopover point) merkezi (istasyonu) olabileceğini söylemiş… (Biz, ‘destur’ deyerek, devam edelim…!)

Dr. Janhunen’in ‘hayal gücünün’ oldukça kuvvetli olduğu anlaşılıyor… Ceres yörüngesinde inşa edilecek ‘çok büyük uydu-yerleşkede’ (mega satellite) milyarlarca insanın barındırılabileceğini öne sürmüş…; kimseyi dışarıda (Dünyada; geride) bırakmayarak…! (Haksızlık etmiş olmamak için, bu hayalin gerçekleşmesinin birkaç yüzyıl alacağını da vurgulamış olduğunu belirtelim… Bir anlamda ‘Mevlana Konsepti’ ki, Boris Johnson bile bu kadar kapsayıcı olamamıştı…; salgının başlarında…!)

*

Sonra mı ne olabilir…? Bir salgın (virüs, belki de adı ‘sirüs: uzay virüsü’ olacak…!) ortaya çıkabilir… Aşı zamanında üretilemezse, tedarik edilemezse….’keten helva’ yanabilir…! Bu kadar emeğin bir ‘virüs’ yüzünden heba olması çok üzücü olurdu…

Bu hayalleri kurarken, Dünyayı ‘yaşanabilir bir yer olmaktan çıkarma’ çabalarına son verilse, Dünyanın yaşanabilirliğini korumaya yeterince gayret hasredilse, belki, çok daha hayırlı olacaktır…! Nasıl olsa, T-rump da gitti…

Yararlanılan Kaynaklar:


https://www.youtube.com/watch?v=bLPQoAoShWU

(Günün seçimi)

Bu gecelerde: Ay, Mars ve Uranüs…yakın konumda…! (The Moon, Mars and Uranus are relatively get close, tonights…!)

Bu gece, Ay, Mars ve Uranüs nispeten yakın konumda olacak… (21 Ocak 2021 simülasyonu. (Kaynak: SkySafari App.; Earhsky.org)

Space.com’dan Chelsa Ghod’un hatırlatmasına göre, özellikle Mars ve Uranüs ve Ay, bu gecelerde, yakın konumda görünmekte…

Haliyle, Uranüs çıplak gözle görünemeyecek kadar sönük… Ancak, bir dürbünle veya teleskopla gözlenebilir…; Ay’ın güçlü ışığı gözlemi biraz zorlaştırsa da…

Mars’ın konumu bir referans olarak alınarak, Uranüs’ün fotoğrafla görüntülenmesi de (gökyüzü yeterince açık olursa) mümkün olabilir…

Uranüs gibi, gözlem açısından uzak ve küçük-görünen gök cisimleri hernedense, ‘yerli ve milli’ astronomlarımızın ilgisini yeterince çekmemekte… Bir tarihte, ‘Ceres küçücük bir şey, görüp de ne yapacaksın’ demişlerdi…! Hernedense, Ay gözlemleri, sanki, birçok astronomumuzu yeterince tatmin ediyor… Sanki, mevcut eğitim sistemimiz, ‘daha zoru başarma’ isteğini yeterince geliştiremiyor…!

Uranüs, Ceres,…’küçücük bir şey’ damgasını bir defa yemiş…; ‘iflah olmaz’ görünüyor…!

Biz yine de, fotoğrafla da olsa, Uranüs’ü görüntüleyebilmenin önemli olduğunu düşünmekteyiz…

Ay-Uranüs-Mars: 21 Ocak 2021 (Gözlem bölgesine göre, konumlarda değişiklik olacaktır. Kaynak: Earthsky.org)

Dünyadan üç milyar kilometre kadar uzakta bulunan Uranüs bugünlerde 5.8 kadir bir parlaklıkta… 230 milyon km kadar uzaklıkta olan Mars ise 0.2 kadir parlaklıkta görünmekte… Gerek teleskopla ve gerekse dürbünle gözlem yapacaklar (fotoğraf makinası hariç) Marsı ve Uranüsü aynı ekrana (görüntüye) sığmış olarak göremeyecekler…

Uranüs, mavimsi bir soluk disk olarak görünecektir…; yıldızlardan bu görünümüyle ayrılabilir…

 Jüpiter ve Satürn ise, açısal olarak, Güneşe çok yaklaştıklarından, artık, Günbatımından sonra gözlenebilmeleri mümkün olamayacak…!

Yararlanılan Kaynaklar:

https://www.space.com/uranus-mars-moon-conjunction-january-2021

https://local12.com/news/local/moon-mars-and-uranus-to-meet-in-sky-this-week-ohio-kentucky-indiana-cincinnati

Titan’ın denizleri ne kadar derin…? (How deep Titan’ seas…?

Titan’ın denizi Kraken Mare. (Kaynak: spacedaily.com; NASA/JPL)

Blaine Friedlander’in (Cornell News, NY, ABD) spacedaily.com’da 21 Ocak 2021’de yayımlanan haberinde, araştırmacıların, Satürn’ün en büyük uydusu Titan’ın Titan’ın denizlerinin 300 metre kadar derin olabileceğini belirlediği duyuruldu…!

Yüzeydeki sıvı birikintilerinin en büyüğü olan Kraken Mare, sıvı metandan oluşan bir sıvı kütlesi… Araştırmacılar, bu sıvı kütlesinin içinde bir robot-denizaltının, araştırma görevi için, rahatça dolaşabileceğini düşünüyor…

Cornel Üniversitesinden araştırmacı Valerio Poggiali (Cornell Center for Astrophysics and Planetary Science-CCAPS), bu uyduda bugüne kadar, sıvı metan nehirleri (daha doğrusu, ‘akar-sıvıları’) ve gölleriyle Dünya-benzeri bir görünümde olduğunu söyledi… (Arazi yapısı, şüphesiz, Dünyaya Mars kadar benzememekte… Çok daha pürüzlü bir yüzey yapısı…)

Titan’ın Cassini aracıyla gerçekleştirilen incelemelerinde, daha küçük bir su kütlesi olan Ligeia Mare’de zaman zaman görünüp kaybolan bir adanın varlığı da belirlenmişti…

Cassini aracı üzerinde mevcut olan radar kullanılarak gerçekleştirilen ölçümlerde, sıvı-birikintisi Moray Sinus’un derinliğinin 90 metre kadar olduğu ölçülmüştü… Gölleri dolduran sıvının metan oranı yüksek olan metan-etan karışımı olduğu anlaşıldı…

Poggiali, Titan’daki mevcut atmosferin, Dünyanın erken-dönemindeki atmosferin benzeri olabileceğini, bu sebeple, araştırılmasının önemli olduğunu söyledi… Poggiali, ayrıca, Titan’ın atmosferindeki metan gazının, Güneş ışınları etkisiyle, 10 milyon yıl kadar sürecek bir periyodda etana dönüşeceğini düşünüyor…

Yararlanılan Kaynaklar:

https://www.spacedaily.com/reports/Astronomers_estimate_Titans_largest_sea_is_1000_feet_deep_999.html

Virgin Orbit Dünya yörüngesine uydu yerleştirdi…! (Virgin Orbit rocket reaches satellite orbit…!)

Virgin Orbit uydu-taşıyan roketi. (Kaynak: spacedaily.com; Virgin Orbit)

Paul Brinkmann’ın, spacedaily.com’da, 17 Ocak 2020’de yayımlanan haberinde, Virgin Orbit firmasının uçaktan fırlatılan roketle, Dünya yörüngesine mini uydu yerleştirmeyi başardığı duyuruldu…!

Virgin Orbit, Pazar günü gerçekleştirilen bu denemesiyle, yörüngeye mini-uydu yerleştirme hedefine ilk defa olarak, ulaşmış oldu…

Kozmik Kız (Cosmic Girl) adı verilen bir Boeing 747-400 tipi uçakla tasınan roket, ‘LauncherOne’, uçaktan ayrıldıktan sonra, itiş motoru çalıştırılarak, NASA’ya ait br adet ve Üniversitelere ait dokuz adet mini-uyduyu (CubeSat) yörüngeye ulaştırdı…

Firmanın geçen Mayıs ayında gerçekleştirdiği (ticari yük olmadan) fırlatma teşebbüsü, rokette meydana gelen bir arıza sebebiyle başarısız olmuştu…

Bu uydular Eğitim Amaçlı bir proje olan ELaNa (Educational Launch of Nanosatellites) projesi kapsamında gerçekleştirilecek deneyler için fırlatıldı…

Ne diyelim, ‘darısı başımıza’…!

Yararlanılan Kaynaklar:

https://www.spacedaily.com/reports/Virgin_Orbit_rocket_reaches_orbit_satellites_deployed_999.html

*Kara Deliklerin öbür tarafı nereye çıkar…? (Where Do Black Holes Lead…?)

Kara Delik / Solucan Deliği / Beyaz Delik (temsili)

(Kaynak: All About Space magazine; space.com)

Her nedense, Kara Deliklerin ‘ağız kısmı’ndan sıkça bahsedilirken, ‘öbür trafları’ pek bu kadar gündeme gelmez…; ‘Kara Delik-Bilimcilerin’ bu konuda söyleyecek fazla ‘şey’leri olmasa gerek…!

Bu konuyu, ‘All About Space Magazine’den David Crook, 20 Eylül 2019’da, Space.com’da ele almıştı…

‘Bir Kara Deliğe düşüldüğünde (Kara Delik tarafından yutulduğunda), nelerin olabileceği / nelerle karşılaşılabileceği’ kendisine sorulduğunda, Prof. Richard Massey (Institute for Computaional Cosmology; Durham University; Birleşik Krallık) veciz bir şekilde cevaplamış ‘Kim bilir…?’

Kara Deliklerin, içinde ortaya çıkacak ışımanın deliğin ağzından dışarıya kaçamayacak kadar büyük gravitasyon kuvveti oluşturan ortamlar olduğu, yaygın bir şekilde, söylenmekte… Prof. Massey’e göre, Kara Deliğin Olay Ufkunu (Event Horizon) geçen bir cisim (belki) atom-altı parçacıklarına ayrılır, başka bir yere gidemez; sadece, Kara Deliğin kütlesine katkıda bulunur…!

Einstein’in, Genel Görelilik Kuramında önerdiği uzayzamanı (spacetime) gravitasyon eylemiyle birleştirerek ortaya koyuşundan beri, Kara Deliklerin büyük kütleli yıldızların ölüm sürecinde geride kalan küçük fakat çok yoğun ‘şey’ler (remnant) olduğu düşünülüyor…

Bu, geride kalan ‘şey’in kütlesinin Güneşin kütlesinin üç katı kadar olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan çok büyük gravitasyon kuvveti bu kütlenin kendi içine, bir nokta hacmine kadar küçülecek şekilde çökmesine yol açar…; Kara Delik-Bilimcileri böyle söylüyor… Bu ‘nokta’ oluşumuna ‘tekillik’ (singularity) adı verildi…; Kara Deliğin, sonsuz yoğunluktaki çekirdeği… (Haliyle, süreci başlatan yıldızın kütlesi çok büyüdükçe, ortaya çıkacak Kara Deliğin kütlesinin yanında çapı da büyüyecektir… Kilometrelerle ölçülebilecek bir çap…!

Alman astronom Karl Schwarzschild’ın önermesine göre, ışık dahil bir madde (uzay aracı, astronot, kahve fincanı…!) Kara deliğe Schwarzschild yarıçapından daha yakın bir konuma yaklaştığında, geri dönüşü mümkün olamaz…! Prof. Massey, Kara Deliğin sebep olacağı gelgit dalgalarının (tidal forces) yaklaşan cismin atomlarını ‘spagettification’ (çubuk makarnaya dönüştürme !) adı verilen bir süreç içinde atomlar zincirine dönüştüreceğini söylüyor…! (Bir anlamda, yaklaşmakta olan bir tren katarındaki vagonların sürekli boyda uzayan görünümü…!) Araştırmacılar, başlangıçta neye benzerse benzesin, sonunda maddenin noktasal bir boyuta yoğunlaşacağını söylüyor…; ‘makarna’ görünümünden ‘nokta’ görünümüne nasıl dönüşeceğini açıklamadan…! (Kara Deliğin tam merkezinde fren mekanizması gibi etki yapacak bir ortam/durum mevcut olmalı… Eğer, bir çıkış (terkediş) söz konusu değilse…! Belki de, diğer uçtan (taraftan) bir ‘Kara Işıma’ söz konusu olabilir ki, henüz gözlemlenememekte…)

Bazı bilim insanları Kara Deliklerin ‘Solucan Deliğine’ (Wormhole) bağlanan bir çıkışlarının da mevcut olabileceğini de ileri sürdü…; başka evrene madde transferi yapan tüpler…!

Bu konu Einstein’in de zihnini meşgul etmiş; uzayzamanın farklı noktalarını birleştiren köprülerin mevcut olup-olamayacağı konusunu, 1935’te, bilim insanı Nathan Rosen ile birlikte araştırmıştı… Bu konu, 1980’lerde ivme kazandı; Gravitasyon Dalgalarından Nobel Ödülü kazanan ve Genel Görelilik kuramının etkileri hususunda en önde gelen uzmanlardan biri olan, fizikçi Kip Throne cisimlerin bu tünellerde yolculuk yapıp-yapamayacakları konusunda önemli öngörülerde bulunmuş; Holywood filmi Interstellar’ın (Yıldızlararası) senaryosuna önemli katkılarda bulunmuştu…

Throne, ‘The Science of Interstellar’ (W.W. Norton and Company, 2014) adlı kitabında, bu solucan deliklerinin ve bunlar içinden yolculuğun mümkün olamayacağını söylemişti…

Işık bir Kara Delikten yansıyamadığı / kaçamadığı sürece, içinde nelerin yaşandığını gözlemek pek mümkün görünmüyor…; haliyle, sulucan deliğinin ışığı da…! Zamanın Kara Deliğe yaklaşıldıkça yavaşlayacağı, Kara Deliğin merkezinde ise duracağı öngörüleri dikkate alındığında, Kara Deliklerden (bilgi edinme bağlamında) bir şeyler beklemek-biraz-‘umutsuz vak’a’ gibi görünmekte…; fizikçi Douglas Finkbeiner (Harvard University) (mealen) böyle söylemiş…: (Sinovac aşısı olsa da,) bir astronotun (Cavit aşısını sırası gelmeden yaptırdığı ortaya çıkmış gibi, ‘yüzünün kızarmasının’ (red shift) ötesinde, Kara Deliğe yaklaştığını bile görmek mümkün olamayacak…; bırakın ötesini…!

Bir Solucan Deliği içinden başka Evrene çıkılması mümkün olduğunda, çıkış noktasında başka bir ‘şeye’ (Beyaz Deliğe !) ihtiyaç olacaktır…; metro’ya giriş ve çıkış merdivenleri gibi… Rus bilim insanı Igor Novikov bunu ta 1964’de öne sürmüştü…! Bunun mümkün olabilmesi için, haliyle, Beyaz Deliğin, maddenin ve ışığın geçişine / çıkışına izin vermesi gerekir…; bunun yanında, maddenin (ve ışığın) de girmesini engellemesi gerekir… (Haliyle, diğer Evrende bunu sağlayacak olan da, ‘Anti-Einstein’ (siyah saçlı Einstein) (‘Paralel-Görelilik Kuramı’…!)

Fizikçi Carlo Rovelli ve Hal M. Haggard, 2014’te yayımladıkları bir makalede, Einstein eşitliklerinin sınırlı bir uzayzaman bölgesi dışında, maddenin bir Kara Deliğe düşüp, bir Beyaz Delikten çıkabilmesinin mümkün olacağını ileri sürdüler… Kısaca, Kara Deliklerin yuttuğu madde (uzay aracı, astronot,…) Kara Deliğin ölüm sürecinde bir dönüşeceği bir Beyaz Delikten (başka bir Evrene) çıkabilmesi mümkündü…

Teorik fizikçi Stephen Hawking (Cambridge University), 1970’lerde, Kara Deliklerin kuantum titreşimleri üzerinden (quantum fluctiations) uzaya parçacık (radyasyon) ışıyacağını ileri sürmüştü…!

Hawking, Kara Deliklerin sonsuza kadar var olamayacaklarını ileri sürdü…; enerji kaybeden bir Kara Delik, (milyon/milyar yıl sonra da olsa) bir süre sonra, küçülerek yok olmaya mahkumdu…!

2013’te yayımladıkları bir makalede, Jorge Pullin (Lousiana State University) ve Rodolfo Gambini (University of the Republic ; Montevideo, Uruguay) gravitasyonun Kara Deliğin merkezine yaklaşıılırken artacağını, ancak, Evrenin başka bir bölgesine geçilirken, azalacağını ileri sürdüler… Bu araştırmada, ‘tekillik’ mevcut olmamaktaydı; bu sebeple, içine nüfuz edilemeyen bir ortam a sebep olmamaktaydı… Hawking’in öngörüsünün aksine, ‘Enformasyon’ da kaybolmamaktaydı…

Fizikçiler Ahmed Almheiri, Donald Marolf, Joseph Polchinski ve James Sully, hâlâ, hawking’in görüşünü önemsemekteydi… ‘AMPS Firewall’ veya ‘Kara Delik Firewall Hipotezi’ olarak adlandırılan kuramlarında, bir Kara Delik Olay Ufkunun (Event Horizon) bir ‘ateş duvarına’ döndüğünü ileri sürdüler… Olay ofkuna değecek şey her ne olursa anında yanıp yok olacaktı… Bu durumda, Kara Delikler içinden geçilebilecek birer geçiş-yeri olamazdı; çünkü, hiçbir şey, varlığını koruyarak içine giremezdi…!

Mamafi, bu önerme Einstein’in Genel Görelilik Kuramıyla çelişmekteydi… Olay Ufkunu geçecek bir maddenin / kişinin, serbet düşme yaşayacağı için, gravitasyonun aşırı etkilerini hissetmemesi gerekirdi…  

Hawking, 2014’te yayımladığı makalesinde, Olay Ufkunun (Event Horizon) varlığını kabulden kaçınarak, orada maddeyi yakacak/yok edecek bir ortam olmadığını, gravitasyonel çökmenin sonucu bir ‘ufuk’ (apparent horizon) oluşacağını ileri sürdü…

Bu ‘ufuk’, Kara Deliğin merkezinden kaçmaya çalışacak ışını tutacak / engelleyecek bir ortam olabilirdi…; bir zaman dilimi için var olabilirdi…

Hawking, ‘Kara Deliklerin mevcut olamayabileceğini; gravitasyonel alanların bir özel durumu (metastable bound states) olduğunu’ söyleyecek kadar işi ileri götürmüştü…! Hawking’e göre, bir ‘tekillik’ mümkün olamazdı; Kara Deliğin merkezinde bir madde yoğunlaşması gerçekleşemezdi…

Rovelli ve Francesca Vidotto, geçenlerde, Kara Madde elemanının buharlaşan Kara Delik kalıntısı olabileceğini ileri sürdüler…

Kara Delikler daha pek çok kuramın ileri sürülmesine yol açacak gibi görünüyor… Kara Deliklerin mevcut olamayacağı ispatlanırsa, birilerinin Nobel Ödülünü geri vermeleri gerekebilir…!

(* Bu bir tanıtım yazısıdır. Daha kapsamlı bilgi almak isteyenlere kaynak yazıyı öneririz…!)

Yararlanılan Kaynaklar:

https://www.space.com/where-do-black-holes-lead.html

Vulcan VX770 neden düşmüştü…? (Why Vulcan VX770 had crashed…?)

İngiltere’de (Birleşik Krallık) askeri uçak Vulcan VX770 neden düşmüştü…?

Bu kaza, 20 Eylül 1958’de, bir havacılık gösterisi esnasında meydana gelmiş, RAF SyerstonNottinghamshire’de meydana gelen bu kazada uçakta bulunan dört kişi ile yerde bulunan üç kişi hayatını kaybetmişti…

Gerçi, bu kazanın meydana geliş anı fotoğraf ve filmle yeterince kaydedilmişti; bu kazanın neden meydana geldiği hususunda bir fikir edinmek mümkündü… Herşey, yüzlerce izleyenin gözü önünde yaşanmıştı…!

Bu kazayı tekrar hatırlamamızın sebebi, (resmi) Kaza İnceleme Raporu’nun, hâlâ, Kamuoyuyla paylaşılmamış olması…! Göründüğü kadarıyla, ‘Kamuoyundan Bilgi Gizleme Hastalığı’ medeni-olduğu düşünülen bazı ülkelerde de mevcut…!

Wikipedia’daki ve başka bazı kaynaklardaki bilgilere göre, bu kaza, uçağın sağ kanadının ön-dış kısmının ana yapısında meydana gelen bir hasarlanma sebebiyle gerçekleşti…

Uçuş gösterisi esnasında, yüksek hızla uçan ve ani (sert) manevralar yapan uçağın, yapısal çatlaklar sebebiyle, daha önceden zayıflamış olan bu dış kanat yapısı, uçuş (+atalet) yükünü daha fazla taşıyamayarak parçalandı…

Haliyle, aerodinamik simetrisini (ve dengesini) kaybeden uçağın pilot kontrolunda, uçuşunu sürdürmesi mümkün olamadı…

Kaza incelemesinde görev alanlardan bazı İmalatçı Firma temsilcileri, kanat yapısında meydana gelen çatlamanın motorların sebep olduğu tireşimlerden kaynaklandığını ileri sürdü…

Kaza İnceleme Raporu 21 Nisan 1960’ta tamamlanmış ve yetkililere iletilmiş olsa da, Kamuoyuyla hiçbir zaman paylaşılmadı…; 70 yıl sonra bile…!

Bakım personeli de, önceki prototip uçakta belirlenen çatlakların bu uçakta yeterince takip edilmediği hususunda, (gayrı-resmi ortamda) suçlandı…

*

Özellikle uçuş gösterisi (akrobasi) yapan uçaklar, yapısal olarak, aynı tipteki diğer uçaklardan çok daha fazla zorlanır…; bunlarda, yorulma (fatigue) kaynaklı yapısal çatlakların oluşması çok daha olasıdır… Çeşitli çatlk arama-izleme yöntemleriyle, bu uçakların yapısal bütünlüğünün (integrity) çok daha titizlikle takibi gerekir…!

Aksi halde, uçaktan parça kopması kaçınılmazdır…!

Yararlanılan Kaynak:

https://wiki2.org/en/1958_Syerston_Avro_Vulcan_crash