Seligman,  yine  de, Oumaumau,  40  milyon kadar  bir  yaşa  sahipse, zaman  geçerken, hidrojen  kaybederek,  tamamen  yok  olmadan  önce, bu  mekik  şeklini  almış  olabileceğini  söyledi.

Oumuamua’nın  doğduğu  ortam  henüz  yeterince  net  olarak  belirlenemese  de,  Tim  Hallat (McGill University,  Montreal), yakın  kozmik  geçmişte, gökadamızda, Güneşin  içinden  geçtiği  ortamda  bulunan  başka  gök  cisimlerini  araştırdıklarını  ve  buldukları  genç  yıldız  grupları   Carina  ve Columba’nın  30-45  milyon  yıl  yaşında  olduklarının  ve   sonradan  dağılmış  olan  bir  moleküler   gaz  ortamında  doğduklarının  belirlendiğini  söyledi. Bu  ortam  hidrojen  buzu  dağlarının  oluşabilmesi  için  uygun  bir  ortamdı.  Oluşan  kütlelerin yörüngelerinden  uzaklara  fırlatılabildiği  ise  yeterince  bilinen  bir  başka  husus.  Kısaca, Hallatt’a  göre, Oumuamua, Carina  ve Columb  yıldız  kümesi  içinde  oluşmuş  olmalıydı. Oumuamua’nın  bu  yolculuğu  tamamen  yok  olmadan  gerçekleştirebilmiş  olması yeterince  genç  olmasından  kaynaklanıyor  olabilirdi. (40  milyon  yıl,  kozmik  ölçekte, çok  genç  sayılabilecek  bir  süre.)

Ancak, Loeb  bu  açıklamayı  yeterince inandırıcı  bulamadığını  söylüyor.  Ona  göre,  bu  buz  kütlesi,  ait  olduğu  gezegenler  ortamının  oluştuğu  milyarlarca  yıl  önce  oluşmuş  olmalı.  Bu  durum  da,  onun çok önceden  buharlaşmış  olmasını  gerektirirdi.  Loeb, ‘peki  Oumuamua  nerede  doğdu’  sorusuna  cevap  olarak, Ocak 2020’de  piyasaya  çıkması  beklenen  kitabını  adres  gösterdi; bu  kitap:  “Extraterrestrial: The First Sign of Intelligent Life Beyond Earth”  adını  taşıyacak.

Bilim  insanlarının henüz   buluşabildikleri  ortak  nokta  bu  gök  cisminin  Güneş  Sistemi  dışından  gelmiş  olduğu  hususu. Bunların  Sütlü  Yol’un  derinliklerindeki  soğuk  gaz  bulutlarının  içinden  mi  (yoksa  ‘köylerinden  mi’)  geldikleri  hususu  ise, üzerinde  biraz  daha  tartışılacak  bir konu  olarak  görünmekte.

Bakarsınız, bir  ‘müjde’  verilir  ve, Andromeda’dan   birileri  çıkıp,  ‘onu  biz  gönderdik (!)  deyiverir…

Uzay  araştırmalarında  sürprizler  her  zaman  beklenmeli…